ANILARDA EBER GÖLÜ


Bu makale 2017-01-16 15:24:22 eklenmiş ve 636 kez görüntülenmiştir.
Celal Şakir TELCİ

   1998 Senesinin Aralık ayı idi, Zonguldaklı avcı dostlarım, Aslan ve Orhan Kardeşler beni Devrek’ten alıp Afyon’a ava çağırdılar, stres atalım dediler.

   Yolculuğumuz neşe içinde geçti.

   Konya-Afyon asfaltından aşağıya, yani Seka Kağıt Fabrikası’ndan göle doğru dönünce içim kıpır, kıpırdı, mutlu bir heyecan içindeydim.

   Hele av arkadaşlarımın daha önceden tanıdığı gece misafir edecek olan dostların bize tahsis ettiği tek katlı, üzeri toprakla örtülü orta Anadolu köy evini görünce daha da mutlu oldum.

   Bu tür sade, temiz evlerimizi inanın beş yıldızlı otele değişmem. Çünkü orada samimiyet var, yapmacılık yok.!

   Gece tanışma, bitmez tükenmez av hikayeleri (Tabii palavralarda dahil) sohbetleri ile geçti.

   Yattık… Ama uyku yok.

  Ne tarafa dönsem, ördek ve kaz sürüleri sanki sağımdan, solumdan geçiyorlar, sesleri yeri göğü inletiyor.

   Sabah olurken, Eber’in kenarına geldik, iki sandal bizleri avlandırmak üzere bekliyordu.

   Sevindik… Zira orada kaliteli av yaptıran sandalcıları önceden paylaşıyorlarmış… Kurban Bayramı’nın birinci gününde nasıl kasaplar çok gözdeyse, aynen onun gibi.!

   ***

    Ortalık tam ağarmadan iki sandalla Eber’e açıldık.

   Sandalcılar çok tecrübeli, Yaban Ördeklerinin nerede, nasıl yemlenecekleri gayet iyi biliyorlar, Güme’lerin, Ayna’ların nerde olduğunu eliyle koymuş gibi buluyorlar.

   Ayna; Sazlıklar içinde açık alan anlamına geliyor.

   Herkes yanında getirdiği, simit, açma gibi yiyeceklerini açıyor, kahvaltı ediyoruz, Eber’in ortasında yapılan bu kahvaltının tadını hiçbir yerde bulamazsınız.

    İşte biz avcılar, sadece ördek avlama için değil, bu tür hazları tatmak için avlanırız.

    ***

   Av başladı… Ancak hava açık ve güneşli istenilen randıman alınamıyor. İkindiye yakın Eber’den çıkarken boş değiliz, ama istediğimiz avı da yapamadık.

   Mühim olan dostluk ve o havayı teneffüs etmekti.!

   Tekrar köydeki konağımıza döndük, değişik bir av ve nefis bir gün yaşamadık, dönüşe geçtik. Aslan ve Orhan dostlarım beni Devrek’e bırakıp yollarına devam ettiler.

   Pazartesi sabahı işyerime giderken, Cumhuriyet Alanı’nda dönemin Milli Eğitim Müdürü Ertan Kesbiç’e rastladım, o yıllarda Zonguldak İl Genel Meclisi üyesiydim. Ertan hocam bana Valimiz Sami Seçkin beyin, bazı köylerde incelemeler yapmak üzere ilçemize geleceğini, benimde bulunmamı istedi.  

   Sevindim.

   Sayın Valimize av sözüm vardı, hemen eve döndüm, üstümü başımı değiştirip, ördekleri paket yaptım, tekrar ilçe merkezine geldim.

   Vali bey “Karacaören” köyüne gitmek üzere hareket etmiş, Rahmetli Kasap Kemal Bayramusta nereye gidiyorsun dedi, durumu anlattım, beni de götür Vali bey zamanında Devrek Kaymakamı idi, beni iyi tanır, merhaba demek isterim dedi.

   Kasap Kemal amcamla, Valimizi Karacaören köyümüzde inceleme yaparken bulduk.

   Şaşırdı, “Yahu, sen karşılamam da yoktun” dedi. Avdan döndüğümü anlattım, av hediyemi verdim, çok memnun oldu.

   Erozyonla mücadele ederken, göl ve bataklıklarında ekosistemdeki önemini bizlere anlattı, o devin Karacaören Muhtarı Mustafa Yalılı ve bizler dikkatle dinledik.

   Vali bey Kasap Kemal amcamla da bol, bol sohbet etti.

   Güzel gündü.

   Biz doğayı seviyoruz.

   Bu günlerde ise eski anılarla yaşıyoruz.

   GÜNÜN SÖZÜ: “Boş kafa, Şeytan’ın çalışma odasıdır.”

 

                                                                              (Platon)

 

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
Arşiv Arama
- -
Bölge Haber gazetesi
GÜNDEM
Anayasa Haberleri
Trafik Kazaları
Yerel Seçimler
SPOR
Galatasaray
Fenerbahçe
Basketbol Haberleri
Şampiyonlar Ligi
SİYASET
Recep T. Erdoğan
Devlet Bahçeli
Kemal Kılıçdaroğlu
AKP Haberleri
EĞİTİM
Eğitim Bakanlığı
A.Ö.L.
DÜNYA
E-sgk
Avrupa Haberleri