İSKİLİPLİ ATIF HOCA GERÇEĞİ….


Bu makale 2017-04-09 18:46:13 eklenmiş ve 482 kez görüntülenmiştir.

Milletlerin evlatları zor zamanlarda ‘vatanseverlik’ sınavıyla karşılaşabiliyorlar. 
Türkler için vatanseverlik sınavı, geçtiğimiz yüzyılda 19 Mayıs 1919 ile 1923 yılları arasıdır. Bir başka deyişle bu süreç; Millî Mücadele-Ulusal Kurtuluş Savaşı günleridir...

1876 yılında Çorum’un İskilip ilçesinin Tophane köyünde Akkoyunlu aşiretinden Mehmet Ali Ağaoğlu’nun oğlu olarak dünyaya gelen İskilipli Atıf Hoca, küçük yaşlarda anne ve babasını kaybederek öksüz kalmış ve dedesi Hasan Kethüda tarafından büyütülmüştür. Tahsiline kendi köyünde başlayan Atıf Hoca daha sonra İskilip’te Abdullah Efendi’den din ilmini öğrenmeye başlamış ve İstanbul’da Çarşambalı Hoca’dan aldığı eğitimle ilmini pekiştirmiştir. 1902 yılında İskilipli Mehmet Hoca olarak anılmaya başlamış ve aynı yıl ruus (bir nevi mesleki kariyer sınavı) sınavını vererek Fatih Camii’nde ders vermeye başlamıştır.

İstanbul Dar-ül Fünunu diyanet fakültesine kayıt olan Atıf Hoca 1905 yılında okulunu birincilikle bitirerek mezun olmuş ve Kabataş Lisesi’nde Arapça öğretmenliği yapmaya başlamıştır. Öğretmenlik yaptığı bu dönem içerisinde, zamanın öğretim üyelerinin maaşlarının azlığını gerekçe göstererek şeyhülislamla tartışmış ve Bodrum’a sürgüne gönderilmiştir. Bodrum’da sürgündeyken eski bir medrese arkadaşı olan Kırımlı İbrahim Efendi’nin pasaportuyla Kırım’a kaçmıştır. Kırım’dan Varşova’ya geçen Atıf Hoca, II.Meşrutiyet’ten sonra İstanbul’a gelmiştir. 1910’da medrese müfettişliğine getirilen Atıf Hoca, bu dönemlerde Mehmet Âkif Ersoy’un da yazı yazdığı Sebilürreşad, Beyan-ül Hak, Sırat-ı Müstakim gibi dergilerde yazılar yazmaya başlamıştır. Balkan harbi esnasında donanmanın İslâm dinindeki yeri üzerine yazdığı yazılarını risale haline getirmiş ve devlet tarafından takdir edilmiştir.

Gericilerin ayaklandığı 31 Mart Vakası’nda katkı yaptığı gerekçesiyle Sinop, Çorum, Boğazlayan ve Sungurlu bölgesine sürgüne gönderilmiş ve bir buçuk yıl sürgün hayatı yaşamıştır.  1919 yılında Dar-ül Hilafet-i Âliye (Yüce Hilafet Merkezi)’de  İslâm fıkıhı ve tefsiri üzerine ders vermesi sonucunda ilim ve fikir çevrelerinde tanınmaya başlanmış ve İbtida-i Umum Müdürlüğüne (İlköğretim Genel Müdürlüğüne) getirilmiştir. Nakşibendi tarikatına mensup olan Atıf Hoca 19 Ocak 1919’da yakın arkadaşları olan Mustafa Sabri, Said-i Kürdi ve Ermenekli Saffet ile birlikte müderrisler cemiyetini kurmuş ve bu cemiyetin ikinci başkanı olmuştur. Müderrisler cemiyeti, İngilizlerin etkisi ile kendi içinde aldığı bir kararla adını Teal-i İslâm’a çevirmiştir. Teal-i İslâm Cemiyeti vatanın kurtuluşunu hilafet ile saltanatın güçlendirilmesinde görmüş ve Anadolu’daki milli hareketi engelleyici bir politika benimsemiştir. Halkın dini duygularını istismar eden cemiyet özellikle Konya İsyanı’nda başrol oynamıştır. Cemiyetin isim değiştirilmesi ile birlikte Mustafa Sabri Efendi şeyhülislam olmuş ve Atıf Hoca birinci başkanlığa yükselmiştir.

Atıf Hoca bu ayaklanmalardan sonra, 7 Aralık 1925’te İstanbul’daki evinde tutuklanmış ve Giresun’daki ayaklanmaya müdahil olduğu ve isyan lideriyle bağlantısı olduğu düşünülerek, Giresun’a yargılanmak için götürülmüştür. Giresun istiklâl mahkemesince yargılanan Atıf Hoca, isyan lideri Hafız Muharrem’le yüzleştirilmiştir. Ancak gerici  isyanın lideri Atıf Hoca’yı tanımadığını beyan etmesi ve yazdığı Frenk Mukallitliği ve Şapka Risalesi’nin, şapka kanunundan önce yazılmış olduğundan yeni kanunla bağdaştırılamayacağı kararı verilerek  Atıf Hoca beraat etmiştir.

Hayatı milli mücadeleye karşı savaşarak geçen Atıf Hoca İstanbul’a dönüşünde tekrar tutuklanmış ve bu kez Ankara İstiklal Mahkemesi’nde Türk İstiklâl Savaşı sırasında Teali İslâm Cemiyeti’nin faaliyetleri nedeniyle yargılanmıştır. Dönemin ceza kanunun 55.maddesi gereğince, Türkiye Cumhuriyeti’nin Teşkilat-ı Esasiye Kanunu’nun tamamen veya kısmen tağyir gerekçesiyle idam kararı verilmiş ve 4 Şubat 1926 yılında Karaoğlan çarşısında idam edilmiştir.

İskilipli Atıf’a Millî Mücadele’nin ‘önde gideni’ demek; Millî Mücadele’nin ak alınlı, şerefli şehit ve gazilerine yapılabilecek en büyük saygısızlıktır!

Ortalıkta dolaşan bir başka yalan da şudur: İskilipli Atıf Hoca, 1924 yılında yayımladığı “Frenk Mukallitliği ve Şapka” kitabından dolayı asılmış-mış...

Gerçekten mahkeme heyeti, sorgu aşamasında, yayımladığı ’Şapka’ konulu eser hakkında kendisine çokça sorular soruyor. Ama mahkeme hükmünü, ‘şapkadan’ dolayı değil; Millî Mücadele’ye ihanetinden dolayı veriyor. O hüküm de -o yıllarda her vatan hainine uygulandığı gibi- idamdır!

 

 

 

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
Arşiv Arama
- -
Bölge Haber gazetesi
GÜNDEM
Anayasa Haberleri
Trafik Kazaları
Yerel Seçimler
SPOR
Galatasaray
Fenerbahçe
Basketbol Haberleri
Şampiyonlar Ligi
SİYASET
Recep T. Erdoğan
Devlet Bahçeli
Kemal Kılıçdaroğlu
AKP Haberleri
EĞİTİM
Eğitim Bakanlığı
A.Ö.L.
DÜNYA
E-sgk
Avrupa Haberleri